19/11/2006 - TAŞINDIK

valla. düşün düşün boktur işin hesabı. daha fazla irdelemedim. entel13'ün fişeklemesiyle de bundan kelli blog faaliyetine aha şu adreste devam edeceğim. spotlu rehavet:)
dolayısı ile sayfalarına blogcu.com adresimi kaydeden sevgili dostlar alıcıları ile bir miktar oynamak zorunda kalacaklar. bu rahatsızlıktan dolayı özür dileriz peşinen.
taşınıyoruz ama sizin bilmediğiniz diğer adreslerim gibi burayı da tamamen kapatmayacağım. nostaljiyi severim. arada gelirim.
-hayır kardeşim ne satılık ne de kiralık değil -tadilattayız. -perde yok diye kiralık/satılık mı olacak illa. -almanyadan yeğenim gelecek hem. -sana da iyi günleeerrrr.
|
Yorum (15) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
19/11/2006 - Arsa
şimdi başlığı yazdık yazmasına da niye hangi sebepten yazdığımı nasıl açıklayacağım bilmiyorum valla. nasıl anlatsam nerden başlasam. kaç kişiydik o zaman.. bilmem ki. başım da öyle bir ağrıyor ki. ilaç almak istemedim. şöyle uzandım hafif müzik açtım kesmedi. bari bir şeyler karalayım geçer belki dedim. ama nerde... arsa'yı bi açıklayabilsem geçecek sanıırm. en kestirme yol en iyi bildiğin yol muydu yoksa en kestirme yol en iyi yol muydu? tavuk mu yumurtadan önce çıkmıştı, bir kilo demir mi daha ağırdı pamuktan, inek süt içmez miydi gerçekten? ne diyorum lan ben. ha arsa diyorduk. efendim. bir alt postumuzda yakındık blogcu.comdaki yavaşlıktan, bakım hallerinden ya onun etkisi galiba biraz.. biraz da, gerçekte yapamadığından mı nedir sanalda devamlı böyle bir adres değiştirme, değişiklik halleri peydah oluyor belli zaman dilimlerinde. işte ondan kelli kardeş, ebedi dost ezeli rakip blogspot 'dan aynı isimli bir blog parselledim. hatta utanmadım. bir de yazı astım. hoşgeldim diye. günün pazar olmasından da faydalanarak taşınma işlemine giriştim harbi harbi. hatta kalafatoğulları sanal nakliyatla bile anlaştım. lakin son anda kararsız kaldım oraya geçip geçmemekte.
itiraf edeyim blogcu.com'un türkçe olması, kullanım kolaylığı falan hep artıları oldu son haftalardaki yavaşlık, sık bakınma halleri hariç önemli sıkıntılarım olmadı hiç bir zaman ama komşunun tavuğu hep kaz göründü bana! blogger.com dan bahsediyorum. dizaynı, sablonları vs. keza oradaki blog kaliteleri falan. boş yoktu yani! nasıl anlatsam anladınız siz.
lakin son tahlilde kararsız kaldım. malumunuz taşınmak kolay değil. 1 ayda zor gelirsiniz kendinize. bir de okuyanlarınız, şablonlarının bir yerlerine özenle işleyen arkadaşlarınıza iş çıkaracak olmanız da cabası. bu yüzden ara verdim, erteledim bu taşınma işlemini.
ya da.. acaba.. ahah buldum. madem cumhurbaşkanını halk seçemiyor o zaman rehavet için oylama yapılsın! tüm blog cumhuriyetlerinde ve dış temsilciliklerinde. rehavet taşınsın mı taşınmasın mı diye ankete oy verin hisar kangal sucuk kazanın. "eski bir sozlukcu" olarak anketlerden nefret ederim ama... ama.. bir konu ancak bu kadar saptırılır. arsa oldu patates tarlası. şşşt bi dakka sessizlik baş ağrım geçti lan.
ohh beaaa ayyvaa... canım türkiyem.
|
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
19/11/2006 - Hadi ama!
sevgili, pek kıymetli çok merhametli blogcu.com yöneticileri (yağından da koy) biliyorum bizim iyiliğimiz, blog refahımız için günlerdir bakım aşamasındanız ama bitsin artık bu bakım, yenileme. biz bu haliyle de seviyoruz blogumuzu. kadıköy'ün kaldırımları gibi her daim bir yenileme çalışması, çabası. ne zaman bir şeyler karalamak istesem, aklıma bir şey gelse yahut blogcu bir başka arkadaşıma uğramak istesem. - yassah hemşerim içerde bakım var uyarısı. sabır biliyoruz ama çatladı çatlayacak. yoksa sen bizi beğenmiyorsun?
|
Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
18/11/2006 - Günlük
muhterem günnük!
biliyorum aşağıda son yaşadığım trafik maceramı da yazdıktan sonra sevgili dostlar ve romalılar ;
- bu rehavet de amma huysuz be kardeşim diyecekler ama. hep güzel, olumlu şeyler yaşıyoruz da her gün, biz mi yazmıyoruz canım? sen şahitsin işte.
kartal-kadıköy arasında alternatifli dört yolun hepsi de sıkışık olur mu kardeşim. hadi sıkıştık, oflaya puflaya giderken sağdan soldan kaykılıp araya kaynamaya çalışan öküzlere (gerçek öküzlerden özür) ne demeli? ya da trafiğin kısmen canlandığı anlarda slalom yapan sığırlara ( gerçek sığırlardan da özür) yahut önünde 10 araçlık boşlukla sol şeritte 60 la giden mandalara (gerçek mandalar anladınız siz) ne demeli? hangi şarkıyı armağan etmeli?
-nilgün hanım yok mu? -YOK deyip sadece tuvalete ya da amirinin yanına gitmiştir sandırıp seni , 10 dakika bekleten, gelmeyince kimse; - nilgün hanım bugün hiç mi yok? yoksa gelir mi birazdan? - bugün yok. feraye hanım yardımcı olsun diyen kamu görevlisi abla da beni bulursa,
durağa iki koşar adım kala seni beklemeyen belediye otobüsü şoforü, durak olmayan yerde hanfendilere özel servis yaparsa,
part-time iş ararken tam benlik full-time işler seri ilanları kuşatırken, karar değiştirip full time aramaya başladığında tek bir " adam gibi" ilan bulunmazsa,
her ne kadar en büyük sakarlık ve beceriksizlik bende de olsa çiçeğim bozuluyorsa,
aşkımız, beşiktaşımız kifayetsiz yöneticiler sayesinde üç senedir aynı filmi bize izletiyorsa,
güya istanbul'un en kültürlü ilçesinin tam göbeğinde, "en seçkinlerinin" yaşadığı semtin bir apartmanında asansör fazla kişi binmesi dolayısı ile her bayram en az dört, ayda bir kez bozulursa,
carrefour'un alışveriş sepetleri için 1 ytl almasına bozulan kalaslar migros'un otoparkına sepetleri gelişigüzel bırakıyorsa,
geceleri sokakta alarm ayinleri, mahallede havai fişek gösterileri yapılırsa,
doktorlar seninle ameliyat, okul bağış pazarlığı yaparsa,
söyle sevgili günlük "hırsızın" hiç mi suçu yok? ha söyle bi..?
ha ne yapıyoruz biz , sevgili günnük! blog dışına taşırmıyoruz tepkilerimizi, içimize atıyoruz! yaşıyoruz mutlu mesut. allah devlete, milete, belediyeye zeval vermesin. bak ne güzel.. geçen gördüm duygulandım yine. bizler için güzel kaldırımlar hazırlıyor belediyemiz. devletimiz yeni vergiler koymayacakmış. yarın yenilirse takım, demirören fransız'la birlikte gidecekmiş. mış. miş. müş. o bu bu bu bu bu o bu bu bu bu bu bu bu bu bu bu bu ... .. .
|
Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
18/11/2006 - Help
iki resim arasındaki farkı sormayacağım. fark elbette ki benim beceriksizliğim. yucca çiçeği imiş adı. çiçekci amca ofis için en ideal çiçek, güneş görmesin haftada bir sulayın yeter dedi. dediğini harfiyen yaptık. lakin ofisi kapatıp eve getirdikten bir süre sonra sararmaya başladı acaba oda sıcaklığından mı etkilendi ki dedik. kapalı balkona aldık. 1-2 gün sonra şekil b de görüldüğü gibi. çok üzgünüm. aldığım çiçekçi uzakta etraftakiler de -yeni çiçek verelim ağğbiii fırsatçılığında nette tarama yaptım ama hep satış tam satış üzerine bilgiler. bu saatten sonra olur mu bilmiyorum ama yardımı olabileceklerin çiçekseverlik namına ses vermeleri önemle rica olunur. üzgünüm çok.
|
Yorum (6) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
16/11/2006 - Makina
dedim ya geçmişten bir dönemi anlatan kitaplara, filmlere bayılırım. şu menderes dönemini anlatan diziye sardırdım iyiden iyiye, müziklerine hasta oldum desem tam yeridir. çemberimde gül oya vardı bir de eskiden
neyse efendim diziyi izlerken o dönemde yaşamak geldi içimden birden. hatta ada’da.
hani şimdi uzaya habire turist gönderdikleri gibi dr. brown’un biri çıksa ve dese ki;
- 1 ile 2500 yıllarında arasında istediğiniz zamana gönderiyorum sizi
hangi döneme gitmek isterdiniz?
esti işte öyle karayelden.
|
Yorum (4) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
16/11/2006 - Ot
insanın istemediği ot burnunun dibinde bitermiş diye boşuna söylememiş atalarımız. en azından benim için. şu misak-ı milli sınırları içinde en nefret ettiğim olay devlet bürokrasisinde iş yapmaya çalışmak. ama ot işte durmuyor toprakta durduğu gibi!
milenyuma da ab'ye de en gelişmiş bilmem kaçlara da girsek zihniyet değişmedikçe bi bok olmaz afedersiniz.
daha dün bir arkadaşım ufak tefek şeylere sinirlenmeyin dedi ama sinirlenmemek ne mümkün. tabi orada, burada bağırmak fayda etmiyor. deşarj sadece biraz deşarj! ...
|
Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
15/11/2006 - Fotoğraflar

eski fotoğraflar geçti elime baktıkça gülümseten bazen de hüzünlendiren kimi zaman gözlerimi nemlendiren her birinde farklı bir anımı, hikayemi yaşadım yeniden dakikalarca düşürmeden elimden
hüzünlendim ama buruk bir huzur bulmadım da değil hani
bak işte leman sam söylüyor kasetten; ... düş olup akarım camlardan arıyorum nerde o bahçeler dostluk dumanıyla tütsülü geceler kaybetmeyin o fotoğrafları kaybolan dünümüm son yadigarları
|
Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
14/11/2006 - Mektup
nostaljiye tam gaz devam. mektup yazılarımı okuyan bir dosttan gelen mektubu o'nun izniyle buraya aktarmayı uygun gördüm. çok hoş bence. umarım beğenirsiniz siz de.
...uzakları yakın eder, yabancıları da tanıdık...
* * * * * * * * * * * * ** * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * *
Merhaba
Adına her ne denirse densin, bir kaç satır yazıymış. Kağıt üzerine yazılan bu satırlar, bir zarfa konur, ağzı güzelce kapatılırmış, üzerine kimin gönderdiği bazen yazılı olurmuş, bazense çeşitli şekiller çizili olurmuş. Posta kutusunda veya kapının altında olurmuş, yerde görüldüğünde bu zarf, sevinirmiş insan. Bir heyecanla alınır, okumak için sakin bir köşeye gidilir veya rahatça okunacak an, beklenirmiş.. Sabırsızlıkla okunan satırlar, bazen bir gülümseyişe, bazen sınırsız mutluluklara, bazen de bir kaç damla gözyaşına dönüşürmüş.
Yüreklerde kopartacağı fırtınalardan habersiz bu satırlar, insanları insanlara yaklaştırırmış. Bazen sayfaların arasına konan bir resim, bu hissedişleri pekiştirmek için eklenir, cansız çehreler bir nebze olsun, hasretlere su serpmeye çare olsun istenirmiş. Kurutulmuş bir gül yaprağı, bir dergiden kesilmiş kalp resmi, bu satırları zenginleştirir, sahibine birşeyleri hatırlatırmış.
Bir çırpıda tüm kelimeler okunur, sayfalar ilk açıldığı gibi katlanır, zarfa tekrar geri koyulurmuş. Diğerlerinin de birlikte durduğu demetin en üzerine konur ve kimi, özenle kırmızı bir kurdele ile bağlar, kimi de yatağın altında duran bir kutuya koyarmış.
Alelacele okunan ilk seferden sonra, ona ayrılan bir zamanda tekrar okunur, kelimeler tek tek yaşanır, cevap yazmak için kağıt ve kaleme sarılınırmış. Bazen pembe, bazen de beyaz bir kağıt üzerine duygular, yaşananlar, tek tek dökülürmüş. Acıyı,, sevgiyi, dostluğu hasreti anlatan sözcüklere sitemler, serzenişler, ihtiraslar eklene dursun , sayfalar dolarmış. Kimi postaya verilir, kimi de son anda vazgeçilirmiş.
Yaşamın bir tesellisiymiş bu satırlar. Uzakta olana yaklaşabilmek, unutulmuşu hatırlanır kılmak da mümkünleşirmiş böylece. Yıllar boyu saklansa da, ilk açıldığındaki kokusu kalır, heyecanı yaşanırmış.
Hep tanıdık bildiklere yazılırmış bu satırlar. Ortak yaşananlar hatırlansın, ortak yapılacaklar anlatılsın diye..
Işte bu satırlara mektup denirmiş. Aslında uzakları yakın eder, yabancıları da tanıdık... Kimbilir başka neler saklıdır onlarda? Kağıt ve kalemle, iletişimin en eski ve en keyifli yoluymuş.
Mektubuma son verirken, gözlerinden öper, sağlık ve esenlik dolu günler temenni eder, acele cevap yazmanı dilerim.
….
|
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
13/11/2006 - Pullu
Pullu Olur Dost Mektupları

hergün postaya cesaretsiz bir ümitle bakarsın bir tomar reklam arasından çıkarsız beklentisiz pullu bir mektuptur beklediğin
gelmez
Menevşe Köylü
|
Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
|
Hakkımda
yazacağım. şu üstümdeki rehavet bi kalksın hele!
Kamaramdakiler
Blogcu Arkadaşlar
|